‘internet’ Kategorisi için Arşiv

Evet!.. Ne diyorduk?!..

Çarşamba, 11 Ağustos 2010

Zamanın öncesinde… Dünyada hiçbir şey yok iken… Daha dünya yok iken… Allah sormuştu:

- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Allah’ın güzelliğine hayran bakakalmış olan canlar, canlarımız, hep bir ağızdan ve coşku ile atıldılar:

- Evet!..

Hattap oğlu Ömer öfkesiyle şehri sarsıyordu. Mekkeliler Muhammed’in dinine giriyorlar diyeydi bu öfke. Eline kılıcını aldı, “Muhammed’i öldürmeye gidiyorum!” diyerek sokaklardan pervasızca ilerlemeye başladı. O sırada biri, “Muhammed’den önce kızkardeşin Fatma ile enişteni öldür sen; çünkü onlar da Müslüman oldu!” deyiverdi. Ömer’in öfkesi taştı, kız kardeşinin kapısını tekme ile açıp Fatma’nın yüzüne tokadı yapıştırdı. Çaresiz kadın kanayan yüzüne rağmen elindeki Kur’an ayetlerini mırıldanmayı sürdürdü. O sırada Ömer durdu. Dinledi. Duyduklarıyla ürperdi ve sonra yoluna devam etti. Safa tepesinde Erkam’ın evinin kapısına vardı. Hz. Peygamber’in ashabı bir ona, bir elindeki kılıca baktılar. Yüreklerine korku düştü. Ömer yiğit adamdı, hasmını bir hamlede biçiverirdi. Hamza ondan daha az kahraman değildi; “Açın kapıyı!” dedi. Kapı açıldı. Ömer içeriye girdi. Hamza’nın eli kılıcındaydı. Hz. Peygamber gelenin Ömer olduğunu gördü. Ayağa kalktı. Üzerine doğru yürüdü. Karşısında korkusuzca durdu ve iki eliyle yakasından tutarak sordu:

- Müslüman olmaya mı geldin Ömer?!..

- Evet!.. Evet ya Rasulallah!..

*

Asr-ı saadette fetihler devam ediyor, civardan ganimetler toplanıp Kutlu Elçi’nin huzuruna getiriliyordu. O da ganimetin çoğunu, sırf gönülleri İslam’a ısınsın diye yeni Müslüman olmuş kişilere dağıtıyordu. Bunların çoğu da Mekke’de Hz. Peygamber’e muhalefet edenlerden idi. Bu sırada Ensar’dan bazıları güceniklik gösterdiler; “Rasulullah kendi kavmine kavuştu, bize dönüp bakmaz artık!” dediler. Kutlu Nebi bunu duyunca üzüldü ve Ensar’ı etrafına toplayıp sordu:

- Ey Ensar! Ben sizi dalalet üzere bulup Allah’ın hidayetine erdirmedim mi? (Allah seni şaşırmış halde bulup doğru yolu göstermedi mi? [Duha, 7])

- Evet ya Rasulallah!..

- Sizi fakir ve yoksul bulup Allah’ın lutuf ve keremiyle refaha kavuşturmadım mı? (Ve seni yoksul buldu da zengin kılmadı mı? [Duha, 8])

- Evet ya Rasulallah!..

O halde ey arkadaşlarım; başkaları deve ve koyun alıp gidiyorken sizin beni alıp yurdunuza götürmeniz yetmez mi?

Ensâr ağladılar ve haykırdılar:

- Evet ya Rasulallah!.. Yeter!..

*

İmdi!. Ne efsunkâr bir kelimedir şu “Evet!”. Sanki kâinatın gülümsemesidir o ve bir “Evet!” ile şerler hayra döner, hayat yeniden evrilir. Nasıl ki insanlığın soyut can boyutu bir “Evet!” sayesinde somut madde boyutuyla bütünleşti, yaratılış görünür kılındı, kâinat var edildi?!.. Nasıl ki kul ile Rabbi’nin sözleşmesi bir “Evet!” ile mühürlendi ve zaman, ezelden ebede akmaya başladı.. Nasıl ki “Evet!” Ömer’de bir hidayetin adı oldu; Ensar ile bir dostluğu perçinledi. Şimdi hâlâ insaniyet bir “Evet!”in sırrını taşımakta ve bir “Evet!” ile binlerce güzellikler, lütuflar, iyilikler, özgürlükler, eşitlikler gelecek ülkemizin mazlum evlerine. Adalet, bereket, hürriyet, mürüvvet yeryüzünden silinmedi denilecek!

Madem ki insan bir “Evet!” ile ayrıcalıklı kılındı; diğer varlıklardan üstün oldu…

Not: NT mağazalarının açılışını yaptığı şubelerin hayırlı uğurlu olması temennisiyle…
Hoş geldin Sultanım!

Kadı hazretleri! Bu adama geçen yıl bir mercan tesbih sattım. “Yüz kuruştan ibaret olan ücretini önümüzdeki Ramazan’da ödeyeceğim.” diye taahhütte bulunmuş idi. Ama şimdi sözünde durmuyor.

Kadı davalıya sorar:

- Öyle mi söyledin Efendi?

- Evet, kadı hazretleri. Sözümde de sadıkım. İllâ bu adam ücreti henüz Ramazan gelmeden istiyor.

Davacı itiraz eder:

- Asla kadı efendi! Hilâl görünmüş, binaenaleyh Ramazan gelmiştir?

- İspat edebilir misin?

- Evet! Dışarıda iki tane şahidim vardır. Müsaade olunursa içeri alıp dinleyiniz.

Bu konuşmalar fi tarihinin bir arefe gününde, İslâm şehirlerinin Babı Meşihat denilen makamında, dinî otorite sayılan kişiler (Şeyhülislâm, müftü, imam vb.) ile kadı efendinin huzurunda cereyan eder.

Kadı efendi iki şahidi içeriye aldırır. Bunlar o bölgede hilâli gözleyen pek çok kişiden, hilâli ilk gören ikisidir ve şahitlik ücreti olan hediyeyi almak için soluk soluğa koşup gelmişlerdir. Kadı sorar:

- Siz hilali görmüşsünüz, öyle mi?

- Evet!

Kadı, hilâlin nasıl olduğunu, tam olarak nerede görüldüğünü, inceliğini ve kalınlığını vs. iyice tetkik edecek suallerden sonra huzurda bulunan heyete döner:

- Sizler bu şahitlerin sözlerini inanılır buluyor musunuz?

- Evet!

- O halde Ramazan sabit oldu. Müddeinin iddia eylediği, senin de inkâr etmediğin mercan tesbih ücreti olan yüz kuruşu müddeiye eda eyle!

İstanbul’da her yıl tekrarlanan bu mahkemenin “Evet!”i karar defterine kaydedilir ve şehirde Ramazan başlar ve bu “Evet!”in sonu bayram olur.

Ramazanınız mübarek olsun, Allah bayrama eriştirsin!
 

by, İskender Pala

Sezen mi Zülfü mü?

Cuma, 06 Ağustos 2010

CHP’li biri demiş ki;

—————–

Toplantıda konuşan CHP MYK Üyesi Süheyl Batum, Sezen Aksu’nun demokratik açılım sürecinde CHP’nin olumsuz tavrı üzerine “CHP iki cihanda da lekelidir” sözlerini eleştirdi. Sezen Aksu’nun paketin içeriğini dahi bilmediğini savunan Batum, “Sezen Aksu vardı biz ne bilelim onun ‘Sazan Aksu’ olduğunu o zamanlar.” dedi. Batum’un, “Sazan Aksu: ‘Katılmazsanız iki cihanda lekelisiniz.’ dedi. Biz Sazan Aksu’ya şöyle demedik ama, ‘Biz seni severiz, sen önemli bir sanatçısın. Ama senin ne hakkın var, Esenler’de şu salonda olan çok değerli dostlarımızı, vatandaşlarımızı, çok değerli CHP’lilerimizi, beni, hocayı (Muammer Aydın), sayın Zileli’yi iki cihanda lekeli diye lekelemeye ne hakkın var senin? ‘Sen içeriğini biliyor musun? Utanmıyor musun?’ diye sorduk mu, hayır.” şeklindeki sözleri kahkaha ve alkışlarla karşılandı.

—————–

Lülfü Zivaneli de sevilir kendine göre. Ama Ce-Ha-Pes’li arkadaşların öbür dünyaya ait meselelerden biraz uzak durmaları gerekmez mi? Benim bildiğim layik değil mi kendileri?

Neyse, anyway, Minik Serçe EVET diyorsa, EVET! Sonuna kadar, dibine kadar!!!

Sfenks’in sorusu, Heron’un gözleri…

Çarşamba, 04 Ağustos 2010

Ahmet Turan Alkan yazmış.

İsteyen okur, isteyen ağlar, isteyen istediğini yapar. Ama bu dünyada…

PS: Yazılar, yazarına aittir. MD

Heron’un gözlerine bak komutan; kerâmet sahipleri gibi cübbenin yenleri içinden garip sûretler gösteriyor bize. İçimize kezzap damlıyor, çocuklarımız ikiye bölünmüş, ölümüne askercilik oynuyorlar, sen bakıyorsun, sadece bakıyorsun, hep bakıyorsun!

Seyrediyor musun sahi, kaçırma bakışlarını; Heron’un gözlerine bak!

Boşver önündeki terfi dosyalarını; Heron’un gözlerine bakamıyorsan kapat gözlerini, kendi içine dön; rûhunun içine bak, kendi derinliğine gömül, vicdanını fiskele… Say ki tâ be kıyâmet terfî ettin, terfî ettirdin, asker kişi dosyalarını masana yığıp “Bunların kaderi ve hayatı benim elimde” diye gururlandırdın. En zengin, en güçlü, en cabbar sen ol. Hükümetler titresin beş yıldızlı apoletlerinin önünde. Karargâhına iliştirilmiş yarı muvazzaf gazeteciler, alnının her kırışığından farklı tehdit mesajları okusunlar; keyiflen şöyle, rahatla ama dalıp gitme sakın…

Uzun yol şoförlerinin ara sıra başına geldiği gibi bakar görmezlerden olma; çimdikle kendini. Bak, yaşta kuruları ıslatmayım derken neler olmuş neler?..

Askerlerini, çocuklarını öldürüyorlar komutan; bana bakma, Heron’un gözlerine bak, göreceksin! Heron alımının ihâleye çıktığı güne lânet okumak neye yarar? Heron’un vicdanı, aklı, kibri, inisiyatifi yok komutan; görmüyor, gösteriyor; hissetmiyor hissettiriyor bu kalpsiz müşir iğnesi!

Biri bizi gözetliyor evi gibi seyrediyoruz demişti vaktiyle birisi -kimdi o sahi!- Meğer doğruymuş be, BBG evi gibi seyretmişsiniz olup biteni yahu. Biz de seyrediyoruz şimdi internet sitelerinde. Sizin gibi derin bir vukuf fakat buzdan bir vicdanla değil ama, tâbir caizse kurbanın bıçağa baktığı gibi bakıyoruz; canımız acıyor, boğazımız düğümleniyor, yutkunamıyoruz bile.

Mutlaka sahte görüntülerdir bunlar değil mi komutan? CIA’nın, MOSSAD’ın, Alman ve İngiliz gizli istihbarat servislerinin belki de Yüzüklerin Efendisi filmindeki alçak büyücü Sauron’un işidir; sizi karalamak, itibarınızı kırıp, o güzelim tabirle asimetrik psikolojik harekât yürütmek için uydurmuşlardır o hokus-pokus video kayıtlarını.

Bakınız, ne güzel izah ettim netekim; bu görüntüler gerçek olamaz; gerçek olsa bizim erkân-ı harbiyemiz bir lâhza yerinde durmaz ki zaten. Cehennemler kudursa, gökler çatlasa, sarsılmayan azmiyle çelik kal’aları eritir, yıldırımlar yaratır, kartallardan kanat ödünç alıp hışım gibi inmez mi pusudaki kuzularımıza yaklaşan alıcı kuşların tepelerine?

Lâfa gelince nasıl gürlüyoruz değil mi komutan; edebiyatın bini bir para bizde…

Evet evet, sahtedir o görüntüler, tarikatçi, cemaatçi, Sorosçu takımı doları basıp yaptırmışlardır o görüntüleri sanal laboratuvarlarda. Zaten Hantepe’de bir karakolumuz hiç olmamıştır, o gece Heron’un gözleri tepelerindeyken aşağıda üçer beşer avlanan çocuklarımız da hiç doğmamışlardır analarından; anaları taş mı doğurmuştur acaba o kuzuların yerine?

Lânetle şunları komutan; yalandır de, psikolojik harekâttır de, dağ başlarındaki dandik karakollara yolladığın çocukların hukukuna da, darbe zanlısı devrelerini koruduğun kadar olsun sahip çık biraz. Gürle be; bunlar iftiradır, kâğıt parçasıdır, borudur de…

Bize yeni bir şey söyle komutan. Bize bu işin içinde başka işler olduğunu söyle; bizi inandır, istersen kandır, hatta, “Siz anlamazsınız, bu işler bildiğiniz gibi değil, her gördüğünüze inanmayın” de, inanmayalım…

Geldin gidiyorsun fakat eyvah, üzerinde ağır kul hakkıyla gidiyorsun. Olmadı, hiç olmadı. İnsan başlı, arslan gövdeli Ebülhevl’in (Sfenks) sualine sen de cevap veremedin. Çekeceğin ceza, Heron’un gözlerine bakmaktır bundan sonra; tâ be kıyâmet!

Ekşi Sözlük ve Fatih Altaylı

Çarşamba, 04 Ağustos 2010

Ekşi’deki elemanlar Fatih Altaylı olayına feci bozulmuşlar. (Ha, çok da tınn o ayrı mesele.. Entry olsundur hani..)

Nedense aklıma bir kıssa geliverdi. (Lütfen yanlış anlaşılmasın, konuyla hiçbir alakası yoktur!)

Kedi köpek, kemik gibi kelimelerle necip Türk matbuatımızın güzide şahsiyeti Altaylı ya da Ekşi’deki biladerler aynı cümlede bile kullanılamazlar! (Elbette her sanal mekanda ak da vaaar, bok da var. Akları tenzih ederim. Neticede her genelleme berrrbattır! İronidir.. Neysedir.. Anywaydır..)

Kıssa mı?

Mevlana Hazretleri, talebelerinden biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
-Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanar da bunlardan ibret alsa.
Mevlana, tebessüm ederek karşılık verir.
-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

Film biter, olmayan karizma sizi pespaye eder…

Çağdaş Tapınma gibim bişi.. Göktürk açıklamış..

Cuma, 05 Mart 2010

Çarşaf yırtma ayini

Onları seyrederken tüylerim ürperdi.
Kara çarşafları yırtarken, yırttıkları çarşafların üstünde tepinirken nasıl da kendilerinden geçmişlerdi. 17′nci yüzyıl sonlarında Amerika’da Boston’un Salem kasabasında cadı avına çıkan kadınlara ne çok benziyorlardı…

Önceki gün Mersin’deki o dehşet verici manzarayı seyrederken “tamam bu işte” diye ürperdim, ha hortladı ha hortlayacak denilen irtica sonunda mezarından uğramış, çığlıklar atarak tüyler ürpertici ateş dansına başlamıştı. Öyle ya irtica denen şey fanatikleşmiş kör bir inancın zıvanadan çıkışından başka ne olabilirdi ki! Adı ve kaynağı ne olursa olsun bir batıl itikadın saldırganlaşmasından başka nedir ki irtica?

Biliyor musunuz; Salem’deki o avın başını da kadınlar çekmişti. Kasabanın en fanatikleri onlardı. Hemcinslerini ateşe atarken tıpkı Mersin’deki CHP’li kadınların yaptığı gibi isterik çığlıklar atıyor, kurbanlarının yanışını vecd içinde seyrediyorlardı.

“Kutsal” olanın adı değişmiş. Ama ne önemi var! “Kutsal”ı yaratan fanatizm dimdik ayakta” diye geçirdim içimden.

Epeydir sorduğum bir soru yeniden düştü aklıma:

CHP’nin ne olduğu ortada. Başkanlarının izledikleri çizgi de öyle. Mersin’deki partili kadınların çarşaf yırtma ayininin o çizgiye uygun olmadığı söylenemez. Ama yine de ortada cevaplanması gereken bir soru kalıyor: Neden bu partideki en utanç verici, en bağnaz çıkışları hep bazı kadınlar yapıyor? Canan Arıtman’ın, Nur Serter’in, Necla Arat’ın başörtüsüne yönelik o kin ve nefret dolu çıkışları geliyor aklıma. Erkek partililerin hiçbir zaman gidemeyeceği kadar ileri gidip onları bile “zor durumda” bırakan fanatik çıkışlara neden genellikle kadınlar imza atıyor? Neden böylesine kraldan fazla kralcılar?

Usturuplu konuşmayı ve davranmayı bilememelerinden mi? Siyasetteki tecrübesizliklerinden mi? Ölçü-iz’an bilmemelerinden mi? Kitle çizgisi denen şeyden haberleri olmamasından mı? Siyaseti düşmanlığa dönüştürmeye daha yatkın oluşlarından mı?

Bunları düşünürken bundan tam altmış yıl önce, feminizmin en büyük teorisyenlerinden Simone de Beauvoir’ın yazdıkları geldi aklıma. Beauvoir, Bağımsızlığa Doğru adlı kitabında, kadının politik davranışına yön veren kişilik özeliklerini tahlil ederken şöyle diyordu:

“Erkekler, kendi yarattıkları putlar önünde tam bir inançla diz çökmezler. Kadınlarsa, yaşam yolunda o ulu heykellerden birine rastladılar mı, bunları hangi elin yarattığını düşünmeden uslu uslu yere kapanırlar…

“En tutucu erkek bile belli bir evrimin kaçınılmaz olduğunu bilir, gerek eylemini, gerek düşüncesini buna uydurur; tarihin oluşumuna katılmayan kadın, onun gereklerini anlamaz; gelecekten çekinir, zamanı durdurmak ister. Babasının, erkek kardeşlerinin, kocasının önerdiği putlar yıkıldı mı, onların yerine, göğe yenilerinin nasıl oturtulacağını hiç mi hiç bilemez; bu yüzden de canını dişine takarak onları savunmaya girişir.”

Beauvoir’ın bu gözlemlerini dayandırdığı kadınlar çoktan toprak oldular. Aradan geçen altmış yılda onların kızları ve torunları her alanda çok yol aldı. Hayatı kenardan seyretmeyi bir kenara bırakıp içine daldıkça, onun devingenliğine ayak uydurmayı da karşısına çıkan putları elinin tersiyle itip ilerlemeyi de öğrendi.

Ama tabii, bu evrimden nasiplenemeyenler de var.

Görülüyor ki, CHP’li kadınlar zamanı gerçekten de “durdurabilmişler.”. Babalarının, erkek kardeşlerinin, kocalarının ya da parti başkanlarının yarattığı putların yıkılışını görüyor ama yerine yenilerinin nasıl oturtulacağını da hiç bilemediklerinden canlarını dişlerine takıp putları savunmaya girişiyorlar. O putların önünde, onları yaratan erkek partidaşlarından çok daha büyük bir inançla diz çöküyorlar.

Hazin bir manzara; hazin olduğu kadar da utanç verici…

Çağdaşlık adına yapılan bu toplu tapınma ayini midemi bulandırıyor. Hem çağdaş bir insan hem de bir kadın olarak onlardan utanç duyuyorum.

by, Gülay Göktürk

Google’da Ne Aradık?

Çarşamba, 10 Aralık 2008

Ahanda bunları…

”Zeitgeist 2008: Türkiye” basın sitesinde, Google’nin, arama sonuçlarını analiz ederek 2008 yılı içerisinde Türkiye’de internet kullanıcılarının en çok arama yaptıkları başlıklarla ilgili liste, grafik ve bilgileri bir araya getirdiği kaydedildi.

Sitede yer alan bilgilere göre, Türkiye’de en popüler 10 arama ”facebook”, ”oyun”, ”mynet”, ”youtube”, ”oyunlar”, ”msn”, ”indir”, ”tv”, ”hürriyet” ve ”haber” olarak sıralandı.

En hızlı yükselen aramalar, ”hi5”, ”facebook”, ”key”, ”netlog”, ‘’sahibinden”, ”dizi”, ”kurtlar vadisi”, ”kpss”, ”oyunlar 1” ve ”vatan” oldu.

Türkiye’den aranan ünlüler, Gülben Ergen, Serdar Ortaç, Tarkan, Demet Akalın, Ebru Gündeş, Hadise, Sibel Can, Gökhan Özen, Hülya Avşar ve Şahan iken, Türk dizileri ise ”Kurtlar Vadisi”, ”Kavak Yelleri”, ”Yaprak Dökümü”, ”Selena”, ”Asi”, ”Avrupa Yakası”, ”Arka Sokaklar”, ”Adanalı”, ”Binbir Gece” ile ”Gece Gündüz” şeklinde sıralandı.

Ekonomide, ”iş”, ”kariyer”, ”kredi”, ”altın”, ”para”, ”finans”, ”euro”, ”borç”, ”dolar”, ”banka” en çok aranan kelimeler oldu.

Futbol takımları da, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Sivasspor, Eskişehirspor, Ankaragücü, Kocaelispor ve Kayserispor şeklinde yer aldı.

Kaynak: ZAMAN

Cuil

Salı, 29 Temmuz 2008

İddiaya göre Google’dan ayrılan mühendis arkadaşlar, Google’ın açıklarından da ders alarak yeni bir arama motoru yazmışlar. http://www.cuil.com adresinden de hizmet vermeye başlamışlar. Ben girdiğimde “Search 121,617,892,992 web pages” diyorlardı. Yani yazıyla yüzyirmibir milyar küsür sayfayı indexlemişler. Kendilerini tanıttıkları kısımda ise, Google’dan 3 kat, MS’den 10 kat daha fazla sayfada aradıklarını söylüyorlar.

Eh, biz de zaten google’ı beğenmiyorduk. (Siz sevgili kitlemin nubber one sitesi demirbilek.net iyi sonuçlar vermiyordu google’da.) Pekiyi Cuil’de bulabiliyor muyuz sitemizi? Şimdilik hayır. Ama sıkı bir Cuil entegrasyonu ile neden olmasın di mi? :)

Vatana millete ne kadar hayrı dokunur bilemem, ama bari dünyaya hayırlı olsun diyelim…

Mehmet D.