Karar

16 Kasım 2009

…binaenaleyh sanığın her ne kadar, sözü edilen kişi ve kurumları, bazı kamu kurumlarının eleman, ekipman ve yasal otoritesini kötüye kullanmak suretiyle çökertmek, tâbir-i âmiyâne ile işlerini bitirmek için kanunsuz evrak düzenlediği vesaire gibi incir çekirdeğini doldurmayan birtakım tırışka şeylerle itham edildiği tam olarak sübût bulmamış ve bu ithamların ciddi şeylerden olmaktan ziyade cumhuriyet’in çok güvenilir, çok saygıdeğer, çok prestijli kurumlarına iftira atmak, karalamak maksadıyla tertib edildiği istikametinde mahkememizce çok güçlü ve güvenilir bir kanaat hâsıl bulunmuş olmasına rağmen yüce mahkememiz yine de bulunduğu iddia edilen suç belgesini ve yan delilleri incelemeye almış, mütebahhiresine güvenilir ehlivukuf kişiler mârifetiyle yaptırdığı tahkikat neticesinde sözü edilen belgenin bünyesindeki rutubet miktarını ölçtürerek bahsekonu imzada yeterince ıslatıcı su bileşenine rastlanılmadığı tesbit edilmiş olmakla, mezkur ıslak imzalı belgenin yersen yoğurt içersen ayran kıvamında ve kararında, menşei meşkûk, mes’ulleri gaib, azmettirenleri mübhem, detayları bulanık, muhtevası karanlık bir vesika olduğu istikametinde son derece ciddi bir kanaat kesâfeti hâsıl bulunmuş olduğundan ve icabında her isteyen vatandaşın bir dolmakalem ve yazıcı tedarik edebileceği hususunda bir engel bulunmadığını anlaşıldığından mezkur belgenin otantikliği istikametinde vahim ve şiddetli şüphelerin varlığına kanaat getirmekle ve fakat maznunun imza nümûneleri arasında çelişik örneklere rastlanılması maznunun suiniyetine değil de insanoğlunun muhtelif zaman ve yerlerde değişen hâlet-i rûhiyesine binaen imzâsında muhtelif tebeddülâta rastlanmasının olağanlığına dair kara Avrupası hukukunda geliştirilen içtihadı nazar-ı itibare almak suretiyle maznunun, atılı cürmü işleyip işlemediği meselesinin değil bizzat bizim mahkememiz, dünyanın hiçbir babayiğit mahkeme heyetince isbatının mümkün olamayacağına ekseriyyet-i ârâ ile hükmolunarak meselenin esasına geçilerek sanığın esasen ilk tevkifi esnasında tam tamına 18 saat, 21 dakika 8 saniye, ikinci tevkifi esnasında ise 43 saat, 34 dakika ve 25 saniye mevkuf kalmak suretiyle cem’an 61 saat, 55 dakika ve 33 saniye tutuklu kaldığı, savcının raporundan anlaşıldığı için maznun hakkında her ne kadar deliller pek bir şeye benzemiyorsa da her ihtimâle karşı bir mikdar ceza tesisinde lâzım geldiği eşe dosta karşı izah zımnında lüzumlu göründüğü vechile sanığa, evrak tanziminden değil ama ilk duruşmasında mahkeme huzuruna kravatsız çıkması gözönüne alındığında cem’an 48 saatlik ufacık bir hapis cezası verilmesi münasip görülerek mahkûmun zaten tutukevinde kaldığı sürelerin infazı, yüce ve muazzez heyetimizce hükmolunan ceza ile mahsub edilerek şöyle böyle 13 saat fazla göründüğü için sanığın işbu dakikadan ba’de, sâniye sektirilmeksizin, derhal ve azami saygı gösterilip filarmoni mızıkası ile tahliyesine, ceza zaten infaz edildiği için sanığa atılan suçun ebediyyen, hava, kara, deniz ve jandarma mıntakalarında tamamen yok sayılmasına, takdir edilen cezanın sanığın siciline geçirilmemesine ve buna mukabil fazladan infaz edilen 13 saat için Adalet Bakanlığı bütçesinden, her saniyesine bin yüz milyon Türk Lirası takdir olunmak suretiyle tazminat itâsına ve tazminatın tahliye anına denk getirilmesine ve bu esnada çerden çöpten iddialarla mahkememizi meşgul ettikleri için müddei durumundaki kişi ve kuruluşların alenen te’dip ve ikazına ve bu bâbda maznûnun, kanunda yazılı süre zarfında temyiz hakkının mahfuz bulunduğuna kemâl-i hukuk ve nasfetle karar verildi. t.alkan@zaman.com.tr

A. Turan Alkan hocamızın ilginç bir yazısıdır… M.D. (Benim yorumum yoktur. İlgili yazı, yazanı bağlar… Yazan mı? Vicdanı olanları bağlar…)

Pulların dilinden 27 Mayıs darbesi

24 Mayıs 2009
 

27 Mayıs darbesinden hemen sonra iktidar, pullar üzerinde kendini gösterdi. Siyasî tarihimiz bakımından uğursuz geçen 1960 yılı henüz bitmeden PTT İdaresi, 213 sayılı emisyon kararıyla ve “Türk Tarihi” klasmanı başlığı altında bir pul yayınlamaya karar verdi.

 

En son kaç gün önce, hangi tarihte bir posta pulu gördüğünüzü hatırlıyor musunuz?

Haklısınız, mektuplar gibi posta pulları da günlük hayatımızdan usulca çekilip kayboluveren eski zaman âdetlerinden biriydi. Zarflar şimdi sadece bankaların hesap özetleri veya ticari şirketlerin adrese gönderdiği faturalar için kullanılır oldu; üzerlerinde ise pul yok, sadece pul yerine geçen otomatik bir damga yer alıyor.

Pullar hayatımızdan çıkıp gitti ama tamamen değil; PTT Genel Müdürlüğü hâlâ, meraklısı ve gitgide azalan mektup göndericileri için pul basmaya devam ediyor; genel müdürlük bünyesinde pul koleksiyoncuları (filatelist) için hizmet veren Tanıtım ve Pazarlama Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Filateli ve Müze Şubesi Müdürlüğü, pul dediğimiz güzelliği yaşatıyor.

Pul, evet biraz demode gibi dursa da, hayatımızın renkli ve güzel ayrıntılarından biriydi; aynı zamanda devletin hükümranlık alâmetlerinden biri sayılır; para gibi pul basmak da devlet tekelindedir. Öyle olduğu içindir ki devletin ideolojisiyle, tutum ve politikasıyla yakından ilgilidir ve bu bakımdan pul koleksiyonlarını incelemek, devletin ideolojik yörüngesine yakından göz atmakla aynı anlama gelir.

27 Mayıs 1960 Darbesi’nden hemen sonra, o yıllarda müthiş bir kullanım hızına sahip pullar, “devr-i sâbık’a (eski düzene) aittir” diye hemen kaldırılıp atılmadı ama yeni düzen iktidarını pullar üzerinde göstermekte gecikmedi. Siyasi tarihimiz bakımından uğursuz geçen 1960 yılı henüz bitmeden PTT İdaresi, 213 sayılı emisyon kararıyla ve “Türk Tarihi” klasmanı başlığı altında bir pul yayınlamaya karar verdi.

Bu pulun adı, PTT kayıtlarında şöyle geçiyor: “Düşük iktidar partisi mensuplarının yargılanmaları (Yassıada duruşmaları): Yargılama sürecinin daha başladığı esnada bir devlet kuruluşunun iktidar partisi mensuplarını “düşük” diye nitelemesi çok dikkat çekicidir.

Aynı yıl PTT İdaresi, bir seri daha yayınladı; 216 sıra sayılı bu pul dizisinin adı “27 Mayıs İnkılâbı” idi. İhtilâli yapanlar, bu harekete inkılâp adını verdiklerine göre PTT’ye fazlaca yapacak bir şey almıyordu; böylece “Asker ve Gençlik” adlı kompozisyon, Atatürk’lü kompozisyon ve heykelli kompozisyon adlarıyla yeni pullar basılarak postanelere dağıtıldı. Bu pullar, 27 Mayıs Darbesi’nin ne kadar “milli” bir kalkışma hareketi olduğunun, Atatürk’ün manevi önderliğinde gerçekleştirildiğinin, düşük iktidarın hürriyeti zincirlemeye çalıştığı için milletin asker evlatları tarafından alaşağı edildiği görüşünü halka kabul ettirmeye çalışan küçük propaganda afişleri gibiydi.

“İnkılâb”ın ilk yıldönümünde PTT, bir dizi 27 Mayıs pulu daha çıkardı; bu pullar içinde en ilginç olanı, ünlü Ergenekon efsanesini canlandıran o meşhur temsili tablonun basıldığı puldu ve 27 Mayıs darbesiyle Türklerin Ergenekon’dan âdeta ikinci kere yeniden çıktığını imâ ediyordu. Aynı serinin öteki pulu, pelerinli bir Atatürk silüetinin, Türk gençliğini 27 Mayıs istikametine doğru yönelttiğini ve desteklediğini gösteren temsili bir çizimdi; öteki ve son pul ise 27 Mayıs’ı bir güneş şeklinde sembolize ediyor. Türk bayrağının altında profilden büstü görünen üç genç çehrenin ortasındaki miğferli figür ise o günlerin “Ordu-gençlik elele” sloganına atıfta bulunmakta.

Yeri geldiğinde posta pullarının bile bir siyasi tarih malzemesi teşkil ettiği dönemlerin, hükümeti beğenmediği için seçimleri beklemek yerine cuntacılarla ve darbecilerle işbirliği arayışına girerek anasayal düzeni zorla devirmeye kalkışan sözde hürriyetçiler devrinin artık kapanmış olmasını temenni ediyoruz.

Bundan böyle pullar sadece sanat için olsun!

Not: Bu yazının hazırlanmasında PTT Genel Müdürlüğü, Tanıtım ve Pazarlama Dairesi, Filateli ve Müze Şubesi’nin belge ve bilgilerinden yararlandım. Teşekkür ediyorum.

***

 

27 Mayıs’ı hatırlayalım ve hiç unutmayalım; çünkü…

Bu yıl, 27 Mayıs Darbesi’nin üzerinden geçen 49′uncu sene. Yarım asır önce olup-bitenleri yaşamış olanların sayısı giderek azalıyor.

27 Mayıs günleri, 1981 yılına kadar resmi tatildi; adı ise “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” idi. Siyasi hürriyetlerin ve Anayasa’nın hoyratça çiğnendiği böyle bir günü, hürriyet ve anayasa bayramı ilân etmek için birilerinin ne kadar derin bir hayal gücü kullandığını ancak tahmin edebiliyoruz.

27 Mayıs 1960 günü ne oldu?

Türkiye’de bütün darbeler cuma gününe rast getirilir; günün mübârekliğine inanıldığı için değil, ertesi günü hafta sonu olduğu, bankalar, resmi daireler kapandığı için.

27 Mayıs 1960 Cuma günü Türkiye’de, Silahlı Kuvvetler içinde kendini vatanı kurtarmakla görevli sayan bir grup subay Anayasa düzenini ortadan kaldırdılar; TBMM’yi kapattılar, Hükümet üyelerini ve milletvekillerini tutukladılar.

Aralarında üsteğmenden tuğgenerale kadar muhtelif rütbede subayların bulunduğu Milli Birlik Komitesi, o gün itibarıyla kaç kişi olduklarını bilmiyordu çünkü bu hareket ordu adına yapılmış gibi gösterilse de, ordu içinde küçük bir grup tarafından gerçekleştirilmişti. Darbeci Komite üyeleri, aynı gün, ordunun Genelkurmay başkanını ve beğenmedikleri generalleri de tutukladılar ve ağır hakaretlerle Ankara’daki Harbiye binasına götürdüler.

Darbeciler, Türkiye’de Anayasal düzeni sona erdirmenin, Meclis’i kapatıp hükümeti düşürmenin nasıl ağır bir suç olduğunu tahmin ettikleri için ilk iş olarak üniversitede görevli hukukçu bilim adamlarını alelacele İstanbul’dan Ankara’ya uçakla getirterek bu hukukçuların elinden “yaptığınız iş doğrudur; aferin, az bile yapmışsınız!” belgesi aldılar. Hemen ardından aynı heyete yazdırdıkları 12 Haziran 1960 tarihli ve (dikkat!) 1 numaralı kanunla darbeye “anayasal bir rejim” görüntüsü verdiler.

1 numaralı kanun, o günden beri Türk hukuk tarihinin yüz karası bir metni olarak hatırlanmaktadır.

1 numaralı kanun, geçici anayasa olarak kabul edildi. Bu kanuna göre “Türk Ordusu, Türk Milleti adına harekete geçerek, milleti temsil özelliğini kaybetmiş olan Meclis’i dağıtarak iktidarı geçici olarak Milli Birlik Komitesi’ne emanet etmiş”ti. Böylece MBK, kendine Meclis’in görevini layık görüyor, yasama ve yürütme erkini tek başına üstleniyordu. Bu garip hukuk skandalı, bizim hukuk tarihimizde “27 Mayıs Rejimi” diye formüle edilmiştir.

İşin garip tarafı, Yargıtay, 1962 yılında aldığı bir kararla, 27 Mayıs Rejimi’nin “anayasal” niteliğini onaylamıştı.

Darbecilerin ortadan kaldırdığı anayasa, Mustafa Kemal Paşa ve Meclisi tarafından yapılan 1924 Anayasası idi; darbeciler, zorla ortadan kaldırdıkları bu anayasayı çiğnediği gerekçesiyle devrin meşru hükümetini ve parlamentoyu yıkarak, tam bir siyasi mizah örneği ortaya koymuşlardı.

Darbeciler Meclis’i kapatıp DP milletvekillerini tutuklarken, CHP’ye dokunmadılar. CHP, ordu içinde küçük ve disiplinsiz bir subaylar grubu tarafından yapılan bu darbeyi benimsedi, sahiplendi ve kendine sunduğu avantajları kabullendi. Böylece darbe, sadece DP’ye yönelen bir intikam ve tasfiye hareketi olarak tarihteki yerini aldı.

27 Mayıs, bugün için ne anlam ifade ediyor?

27 Mayıs Darbesi, milli iradeye, anayasal düzene, hukuk devletine ve milletin meclisine güvenmeyerek ideolojik gerekçelerle iktidarı zorla ele geçirmek isteyen bütün toplulukların benimsediği ve savunduğu bir hareket olmuştur. 27 Mayıs, kendinden sonraki bütün askeri darbelere meşrûluk sağlamıştır; ordunun siyasete müdahalesi, 27 Mayıs tarihinden sonra sanki tabii ve sıradan bir şeymiş gibi kabullenilmiştir.

27 Mayıs, seçim kazanamadıkları için iktidarı zor ve hileyle ele geçirmek isteyen kötü niyetli topluluklara ilham vermiştir; halkın yarısından çoğunu “düşman” nazarıyla ötelediği için ayrımcı bir hareket olarak nitelenmektedir.

***

 

Bu pul, darbeden sonra yayınlanan ilk pullar arasındadır ve PTT arşivlerinde “Düşük iktidar partisi mensuplarının yargılanmaları (Yassıada duruşmaları)” diye isimlendirilmişti.

***

 

Darbenin 1. yılı hatırasına çıkarılan bu pulda, 27 Mayıs’ın tarihi bir destanla özdeşleştirilerek kutsanması gayretine şahit oluyoruz; böylece darbecilerin, aynı Ergenekon’dan çıkan Türk budunları gibi Türk milletini sıkıntıdan selâmete çıkardığı imâ edilmekteydi. Bu pulun Türkçü mesajı da ayrıca dikkat çekicidir.

***

 

Zincir ve zincirleri şahlanarak kıran at sembolleri, darbeyi destekleyen grafik sanatçılarının görüntü dilini anlamamıza yardım ediyor; böyle mübarek ve uğurlu bir hayvan, herhalde kötü bir fikri ve grubu temsil edemezdi!

***

 

Bu kompozisyonda ordu, esarete uğramış gençliği ve Türk milletini, onun zincirlerini kırarak kurtarmakta ve acılarını dindirmekteydi.

***

 

Darbe günlerinde çok moda olan bu marş, Plevne Marşı’ndan adapte edilmişti ve 27 Mayıs’a karşı çıkan hükümet yanlısı güçlerin, masum Türk gençliğini acımadan öldürdüğü, hatta kıyma makinelerinde çektiği iddiasını sahici gibi göstermek için sıkça tekrarlanıyordu. Darbe sonrası yapılan tahkikatte, DP iktidarı döneminde hiçbir gencin fail-i meçhul cinayete kurban gitmediği itiraf edilmiştir.

***

 

27 Mayıs Darbesi Atatürkçü bir hareket değildi ama darbe başarıya ulaştıktan sonra hareketin “Atatürk istikametinde ve izinde” yapıldığına dair güçlü bir kanaat yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Yukardaki pul, Atatürk’ü, darbecilerin yaptığı şeyi onaylıyormuş gibi bir çerçeve içinde gösteriyor.

***

 

Gözleri bağlı Adalet tanrıçasını canlandıran bu çalışma, Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın itibar ve adaletine güvenilmesi gerektiğini imâ ediyordu; oysaki mahkemenin yargıcı, sanıklara bir duruşma esnasında, “sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” diyerek, yargılamanın sağlığı hakkında esaslı bir “ihsâs-ı rey”de (Hâkimlerin, duruşma süreci sonuçlanmadan dava hakkında kanaat belirtmesi) bulunmuştu.

***

 

27 Mayıs darbesi bu kompozisyonda güneş sembolünün aydınlatıcı, hayat verici, olumlayıcı izlenimleriyle aynileştiriliyor; alt plandaki üçlü genç silüetinde ise ordunun, gençlikle birlikte hareket ederek “meşru” bir iş yaptığı ileri sürülüyor; oysaki darbeyi yapan ordu değil bir grup disiplinsiz cuntacı subaydı. Gençliğin “inkılap” esnasında sık sık övülmesi, harekete geniş cephe kazandırma arzusunu yansıtıyor.

AHMET TURAN ALKAN
24 Mayıs 2009, Pazar

Neden bir günde 2 entry?

11 Nisan 2009

Biliyorum meraktasınız..

Nasıl olur da 1 günde 2 yazı yayınlanır burda, değil mi? Kısa bir hesapla, 2 ayda bir çiziktirdiğim yazılar için her gün ortalama (min ya da max değil, ortalama hani..) 1.000.000 kitle insanım ziyaret etse bu siteyi, normalde 6 saniyede selam verip, “bugün yine bir yazı yok, her zamanki gibi..” diyip çıkarlar, işlerine, güçlerine bakarlar.

Ya bugün? 2 yazı var, 1′er dakkadan, 2 dakka eder, o da size 2.000.000 dakka demek. Müthiş bir zaman kaybı!

Pekiyi bunun sebebi nedir? Türkticaret.Net’ten aldığım bu alan adımın süresinin dolmuş olması, Rabbimin sevdiği kulu olup, kaybettiğim internet eşşeğimi yeniden bulmuş olmam.

Selamlar kitleme, yeniden selamlar kitleme, tüm dünyaya..

Mehmet D.

Neden 1 Haftada?

11 Nisan 2009

Merak ederim,

Neden tüm alışveriş sitelerinde bir elektronik cihaza yorum yapan insanlar, zımbırtının tüm takozluklarına 1 haftada alışıldığını iddia ederler?

Alıp eve koysam, kullanmasam 1 hafta, yine alışacak mıyım? Ayakkabı da 1 haftadan sonra sıkmaz di mi?

Sıkmak dedim de, eski başbakanlardan Y. Akbulut, (Takdir ederim, 1. Körfez Krizi vardı, zor yıllardı, ama yine de enflasyou %47′de tutabilmişti. O zamanlar için başarıydı. Hiç bişi yapmasa da y….k olmadığı için birileri gibi takdir ederiz, o başka mesele..) Vakko’dan bir kravat alır. Alır, fakat 1 hafta sonra (yine 1 hafta dikkat edin..) geri götürüp iade etmek ister. “Efendim, neden iade etmek istiyorsunuz?” sorusuna verdiği cevap enfestir. “Çok Sıkıyor!”

Neymiş, bir hafta sıkan, hep sıkabilirmiş..

Mehmet D.

Google Translate “Olay”ımızı nasıl gördü?

13 Şubat 2009

Event?
Burası Mehmet Demirbilek ‘in WeBlog sitesidir. This Mehmet Demirbilek’s Weblog site. Eğer abuk-subuk bir içerik görürseniz beni bağlamaz. If you see a content abuk-subuk does not tie me. Bu durumda biline ki, site hacklenmiştir. Been known in this case that hacklenmiştir site. (Open source bir blog kullanıyorum..) Artı, yazılara (demek ki çeşitli yazılar olacak burda) yapılan yorumlar da beni bağlamaz. (Open source I’m using a blog ..) Plus, articles (that means there will be a variety of articles) do not tie me in the comments. Ben burda TC kanunlarına ve evrensel etik kurallarına bağlı olacağımı beyan ediyorum. Universal ethical rules and laws here TC I connected my statement would be. Aksi durum benden kaynaklanıyor olamaz. Otherwise I can not lie. Ve bildiniz.. And you know .. Beni bağlamaz… I do not connect … Mehmet D. Mehmet D.

Ahanda bu şekilde :)

What is a Project? yani, Proje Nedir?

12 Şubat 2009

PMI’ın “A Guide to the Project Management Body of Knowledge” kitabında projeyi tanımlarken denilir ki;

“Bir proje daha önce yapılmamış (benzersiz, tekil) bir ürün, servis ya da sonuç ortaya çıkartmak için girişilen geçici çabadır.”

Elbette benzersiz derken, Amerika’yı yeniden keşfetmek kastedilmiyor. Sadece sizin organizasyonunuz için, ilgili proje yöneticileri ve takımı için daha önce yapılmamış, tekrarlanmayan bir süreçten bahsediliyor.

Dikkatinizi çekmiştir, bir de “geçici” lafı ediliyor. Bundan kasıt ise, bir projenin mutlaka bir başlangıç ve bitiş tarihi olmasıdır. Bu durumda “yazılım geliştirme” gibi süreçler proje kapsamına dahil edilebilir mi? (İşin içinde olanlar bilir. Yazılım geliştirmede başlangıç zamanı belli olsa bile, bitiş tahmin bile edilemez..)

Yukarıdaki sorunun ve buna benzer 40 küsür sorunun cevabını ileriki yazılarda bulacaksınız.

Eagle Mobile

10 Aralık 2008

Hazır elim değmişken yazayım artık değil mi?

Evet sevgili kitlem,

Eylül ayından beridir, Arnavutluk’ta ülkenin 3. ve en hızlı büyüyen GSM operatörü olan Eagle Mobile’de çalışıyorum. ( www.eaglemobile.al )

Dostlarımızı bekleriz buralara..

Selam ile…

Mehmet D.

Google’da Ne Aradık?

10 Aralık 2008

Ahanda bunları…

”Zeitgeist 2008: Türkiye” basın sitesinde, Google’nin, arama sonuçlarını analiz ederek 2008 yılı içerisinde Türkiye’de internet kullanıcılarının en çok arama yaptıkları başlıklarla ilgili liste, grafik ve bilgileri bir araya getirdiği kaydedildi.

Sitede yer alan bilgilere göre, Türkiye’de en popüler 10 arama ”facebook”, ”oyun”, ”mynet”, ”youtube”, ”oyunlar”, ”msn”, ”indir”, ”tv”, ”hürriyet” ve ”haber” olarak sıralandı.

En hızlı yükselen aramalar, ”hi5”, ”facebook”, ”key”, ”netlog”, ‘’sahibinden”, ”dizi”, ”kurtlar vadisi”, ”kpss”, ”oyunlar 1” ve ”vatan” oldu.

Türkiye’den aranan ünlüler, Gülben Ergen, Serdar Ortaç, Tarkan, Demet Akalın, Ebru Gündeş, Hadise, Sibel Can, Gökhan Özen, Hülya Avşar ve Şahan iken, Türk dizileri ise ”Kurtlar Vadisi”, ”Kavak Yelleri”, ”Yaprak Dökümü”, ”Selena”, ”Asi”, ”Avrupa Yakası”, ”Arka Sokaklar”, ”Adanalı”, ”Binbir Gece” ile ”Gece Gündüz” şeklinde sıralandı.

Ekonomide, ”iş”, ”kariyer”, ”kredi”, ”altın”, ”para”, ”finans”, ”euro”, ”borç”, ”dolar”, ”banka” en çok aranan kelimeler oldu.

Futbol takımları da, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Sivasspor, Eskişehirspor, Ankaragücü, Kocaelispor ve Kayserispor şeklinde yer aldı.

Kaynak: ZAMAN

Cuil

29 Temmuz 2008

İddiaya göre Google’dan ayrılan mühendis arkadaşlar, Google’ın açıklarından da ders alarak yeni bir arama motoru yazmışlar. http://www.cuil.com adresinden de hizmet vermeye başlamışlar. Ben girdiğimde “Search 121,617,892,992 web pages” diyorlardı. Yani yazıyla yüzyirmibir milyar küsür sayfayı indexlemişler. Kendilerini tanıttıkları kısımda ise, Google’dan 3 kat, MS’den 10 kat daha fazla sayfada aradıklarını söylüyorlar.

Eh, biz de zaten google’ı beğenmiyorduk. (Siz sevgili kitlemin nubber one sitesi demirbilek.net iyi sonuçlar vermiyordu google’da.) Pekiyi Cuil’de bulabiliyor muyuz sitemizi? Şimdilik hayır. Ama sıkı bir Cuil entegrasyonu ile neden olmasın di mi? :)

Vatana millete ne kadar hayrı dokunur bilemem, ama bari dünyaya hayırlı olsun diyelim…

Mehmet D.

Geldim..

26 Temmuz 2008

Yine bir fasıla vermek zorunda kaldık. Başta Google olmak üzere sevgili dostlarımın çoğunu üzdüğümü biliyorum. Ama geldim işte…